BİR HİZMETİÇİ EĞİTİM SEMİNERİ YAHUT ESENKÖY SEYAHATİ
Ve kral dedi ki!
Bana öyle bir yer bulun ki!
Adı cennet olsun...
Atlılar yola çıktı dünyayı dolaştılar. Katırlı dağlarının eteklerinde, ormanı, yeşilin her tonunu, denizin mavisini, berraklığını, uzayıp giden kumsalları, Marmara denizinin kıyılarında rüzgarı poyrazdan hafif hafif esen bir balıkçı köyünde buldular...
Ve dediler işte cennet!
Bu ifadeler kullanılmış, Esenköy Belediyesinin hazırlamış olduğu broşürde. Esenköy, Yalova ilinin şirin mi şirin bir beldesi. Yeşille mavinin ahenkle arz-ı endam ettiği bir tablo. İşte cennet! dedirtecek derecede muhteşem bir tablo....
Eğitim-öğretim yılının ikinci yarısıydı. Öğretmen arkadaşların bazıları hizmetiçi kursları ile ilgili bir yazıyı inceliyorlardı. Çoğu zaman söylenenlerin askıda kalmasından mıdır, yoksa genellikle dinleyici konumunda bulunmamızdan mı, bu tür faaliyetlere katılmayı çok da arzu etmem. Bu nedenle böyle bir seminere de müracaat etmedim. Fakat, not yükseltme sınavları döneminde Yalova’da Türk dili ve edebiyatı seminerine katılmamız gerektiğini ifade eden bir yazıyla karşılaştım. Okulumuzun diğer edebiyat öğretmeni Hikmet Günbattı Bey’le görüşüp gitmek için gün belirledik.
Yalova’ya Bursa üzeri gidecektik. Beş gün sürecek seminer 5-9 Temmuz tarihleri arasındaydı. Hikmet Bey, zor da olsa bilet ayarlamıştı, her ne kadar en arka koltukta oturacak olsak bile hayırlısı deyip 3 Temmuz’da akşam sekiz arabasıyla kayısı diyarı Malatya’dan yola çıktık. Arka koltuğun hareketliliğine ve motorun gürültüsüne rağmen Hikmet Bey’le koyu bir sohbete daldık.
Uzun ve yer yer sıkıcı bir yolculuk sonrası Bursa’ya yaklaştığımızda yol boyunca yeşilin büyüleyici etkisi yorgunluğumuzu unutturdu. Bursa’ya vardığımızda zaman darlığından dolayı Ulu Cami‘i ziyaret ettik. Hemen köşede asırlık bir çınarın yanına kurulmuş Çınar Lokantasında, şairane duygular arasında İnegöl köftesi yedikten sonra terminale döndük.
Esenköy’e gideceğimizi duyan muavin, gideceğimiz yerin çok güzel bir yer olduğunu; fakat Yalova’dan bir saatlik mesafede olduğunu söyledi. Yalova’ya doğru yola koyulduğumuzda yol boyunca kah denizin kah yeşilin hükümranlığına, kah maviyle yeşilin birlikteliğine tanık oluyoruz. Yalova’da indiğimizde Esenköy otobüsünün kısa bir süre önce kalkmış olduğunu öğrenince, fırsattan istifade edip feribot iskelesine yakın bir balıkçıda, yüzümüze kadar su sıçratan dalgaların yanında kısa bir balık ziyafetinden sonra sahil boyunca dolaştık.
Esenköy’ün dar yoluna koyulduğumuzda, yol boyunca uzanan tabii güzelliklerin seyrine dalıyoruz. Otobüsün dar yollarda yaptığı ani manevralarla seyrimize biraz da heyecan karışıyor. Denizin mavisi sıcaktan bunalanları kendisine çekmiş, yola paralel uzanan sahil şeridi boyunca mahşeri bir kalabalık. Yaklaşık bir saat süren yolculuk sonrası Esenköy’e varıyoruz. Eskilerin “ismiyle müsemma” diye bir tabirleri var. Bu tabir Esenköy için tam yerine oturuyor. Hoş gelmişsiniz dercesine yüzümüzü okşayan hafif ve tatlı bir rüzgar, yirmi saatlik yolculuğun verdiği yol yorgunluğunu unutturuyor.
Denize nazır bir oda veriyorlar bize. Beş günlük saltanat da saltanattır deyip eşyalarımızı yerleştiriyoruz. Akşama daha çok var deyip dışarı çıkıyoruz. Önce bahçeyi dolaşıyoruz. Bakanlık gerçekten çok güzel bir tesis yaptırmış. Lojmanlar, konferans salonu, spor tesisleri ve en önemlisi güler yüzlü personeli ile mükemmel bir tesis.
Merkeze doğru yürüyoruz. Türkiye’nin her tarafından gelmiş insanları görebilirsiniz burada. Kimisi tatile, kimisi çalışmaya, kimisi de bizler gibi seminere gelmiş. Çünkü aynı tarihlerde üç farklı branş için seminer çalışmaları var.
Yorgunluktan ayaklarımız bizi çekmede zorlanınca kendimizi eve atıyoruz. Kaldığımız yere üç arkadaş daha gelmiş. Onlarla tanışıp kısa bir muhabbetten sonra yatağa atıyoruz kendimizi.
Sabah gün doğmadan uyandığımda pencereden dışarıya bakıyorum. Hava bulutlarla örtülü ve deniz mahmurluğunu üzerinden atmaya çalışıyor. Arkadaşlar da uyanıyor. Onlar da bir tabloyu seyreder gibi dalıyorlar pencereden dışarıya. Balkona geçip tatlı tatlı esen deniz kokulu rüzgârla mest oluyoruz. Esenköy adının hem tatlı tatlı esen rüzgarla, hem de esenlik yeri olma ile anlam ilgisi olabileceğini söyleyip tebessüm ediyoruz. İlk günün heyecanı ve merak duygusuyla hazırlanıp kahvaltı için yemekhaneye doğru yola koyuluyoruz.
Saat sekiz civarı konferans ve seminer salonuna geldiğimizde; Türk dili ve edebiyatı, İngilizce ve Arapça branşlarında seminer çalışmalarının yapılacağını öğreniyoruz. Öğretmenlerin çoğu konuşacak birilerini bulmuş, bazıları da tanışıp konuşma peşinde. Bir görevli birazdan açılış konuşması başlayacak deyince, bütün öğretmenler büyük salona doğru yürüyor.
Tesis müdürünün tebessümle başladığı konuşma ve seminer boyunca kursiyerlerin rahat etmesi için her şeyi yapacaklarını belirten ifadesi mutlu olmamıza yetiyor. Türk dili ve edebiyatı seminer salonunun kapısına beş günlük kurs programı asılıyor. Kurs hocalarının isimlerine bakıyorum: Doç. Dr. Bilal Kemikli, Doç. Dr. Mehmet Çelik ve Yard. Doç. Dr. Latif Beyreli. Doç. Dr. Bilal Kemikli Bey, Süleyman Demirel Üniversitesinden; Doç. Dr. Mehmet Çelik Bey, Bahçeşehir Üniversitesinden; Yard. Doç. Dr. Latif Beyreli de Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesinden davet edilmişler.
Mahiyetini bilmediğimizden dolayı uzak durduğumuz, istememiş olduğumuz halde çağrıldığımız bu seminerin bu kadar mükemmel olacağını tahmin etmem mümkün değildi. Sahalarında kendilerini ispatlamış ve diyalog kurmada mükemmel olan hocalarımız, kısacık beş güne çok şeyler yerleştirdiler. Eski Türk edebiyatı öğretim elemanı Bilal Bey’in Osmanlı beyefendilerini hatırlatan nazik ve tatlı konuşmaları, bizi ta eskilere götüren anekdotları, binbir emekle doldurduğu ve üflerken bütün yorgunluğunu da attığı piposu; yeni Türk edebiyatı öğretim üyesi Mehmet Bey’in eski ve yeni edebiyata vukufiyeti, hazırcevaplığı, şairlik ruhu, eski-yeni değişik şairlerden ezberden okuduğu şiirleri, işte ideal bir hoca tipi dedirtecek tavır ve davranışları; beş gün boyunca yüzünden hiç eksik etmediği tebessümle bizi büyüleyen çehresi, eleştirileri olgunlukla karşılayan davranışlarıyla bize çok şey öğreten yapısı, sahasındaki derin bilgisi ile Türk dili öğretim üyesi, ismiyle müsemma Latif Beyreli Bey...
Bir tatil beldesi olması hasebiyle dolu dolu yaşadığımız bu yerde, beş gün boyunca Türkiye’nin yüz akı Fen Liselerinin çalışkan ve gayretli Türk dili ve edebiyatı öğretmenleri, dil ve edebiyat ikliminin değişik konularında kıymetli hocalarımızla görüş alışverişinde bulundu. Derslerin işlenişi, yöntem ve teknikler, yeni gelişmeler ele alındı, tartışıldı. Daha önce de söylediğim gibi bu beş gün, bize hayat boyu rehberlik edebilecek bir ufuk kazandırdı.
Törenlerin başlangıç ve bitiş safhaları genelde sıkıcı olur. Fakat iyi bir açılışla başlayan seminerimiz yine renkli bir biçimde sona erdi. Bütün yöneticilerin memnuniyet ifade eden kısa konuşmaları sırasında söz alan şube müdürü, sempatik insan Ahmet Tombul Bey’in ayrılık vaktini çağrıştıran konuşmaları herkesi duygulandırdı. Sertifikaların dağıtılması sırasında Ahmet Bey’den sertifikasını alan mesai arkadaşım Hikmet Günbattı Bey’in, elindeki gülü çok tabii bir şekilde takdim etmesi ile kopan alkış tufanı ve Ahmet Bey’in hislenip tekrar şairane bir üslupla söylediği birkaç söz, bizi değişik âlemlere götürdü.
Hocalarımızın da siyasi mülahazalardan uzak bir biçimde yer yer dile getirdikleri gibi, Milli Eğitimimizdeki yenilik ve gelişmeler somut şekilde kendisini hissettirmeye başlamış. Bunun en somut örneğini Esenköy’de gördük. Esenköy’de, bürokrasinin soğuk ve asık yüzü; denizin mavisi ve doğanın yeşilliği arasında sırra kadem basmış..
Tören bitiminden hemen sonra kapıda bekleyen Yalova otobüsüne binerken beş gün bizi sinesinde barındıran Esenköy’den ayrılmanın acısı, memlekete dönme heyecanı garip bir duyguya gark etti beni. Kaldığımız beş gün boyunca akşam güneşinin İstanbul ufuklarında suya dalışı, bulutla kaplı gökyüzünün birkaç saat sonra deniz mavisine bürünmesi, Esenköy’ün sırtını yasladığı yeşilliğin büyüleyici nefesi, tatlı tatlı esen poyraz, tanıştığımız hizmet arkadaşlarımız ve kursun bitişi camdan dışarıya bakarken film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti. Naci’nin: “Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz” mısraı zihnimi kurcalarken otobüsümüz Esenköy’den çıktığımızı bildiren levhanın yanından geçiyordu.
Yorum Yaz
.. link
<%TrackbackTitle%>
<%TrackbackExcerpt%>
{ Önceki Sayfa } { Sayfa - } { }
|